Blog Arşivi

13 Ocak 2016 Çarşamba

HEPİMİZ BU TOPRAKLARIN İNSANIYIZ! MUHACİRLER

Tarih boyunca insanlığın yaşadığı en büyük trajedilerden biri belki de zorunlu göç ettirme olgusu olarak tarihe geçti. Kitap yaşadığımız coğrafyada yakın tarihimizde yaşanmış,
 Osmanlı imparatorluğunun çöküş döneminde ortaya çıkan ulus devletlerin oluşumu esnasında uzun yıllar birlikte yaşayan halkların arasında ırk ve din temelli gelişen düşmanlığın acı sonuçlarını konu ediniyor. Yazar başka kaynaklardan yaptığı alıntılarla da desteklediği yaşanmışlıkları kitabın bütününe yedirerek tarihsel anlatı niteliğindeki Romanı daha sağlam temellere oturtmayı başarıyor.
“TURAN DEDE” karakterinin kedi hayat hikayesi etrafında şekillenen tarihsel süreci, oldukça zenginleştirilmiş, okumayı daha da keyifli hale getiren bir kültürel arka planla okuyucuya sunuyor.
“Muhacir” derlerdi bize. Cümlesiyle başlayan, Muhacirlerin Balkanlardan göç ettirilmesinin, bütün duyarlılığımız harekete geçiren hikayesini oldukça akıcı ve samimi bir dille okuyucuyu içine alan bir sıcaklıkta aktarıyor.
Yakın tarihimizde yaşanan bu trajik durumun bu gün başka halklar için ne kadar güncel olduğuna, her akşam bazı televizyonlardan aktarılan görüntüler eşliğinde yeniden tanık oluyoruz. Sırtında yatak yorganlarıyla, bombalanmış mahallelerinden, evlerinden, çıkmak zorunda kalan insanların acı çığlığı, öfkesi ve isyanı odalarımıza dolarken ruhumuz parçalanıyor.
Vurulmuş çocuklarının, annelerin, ölüleri yattığı yerden günlerce alınamıyor. İnsanlara acının bin bir türlüsü yaşatılıyor.
Halkların kardeşçe yaşadığı ırk, renk, din, mezhep, ayrımlarının değil insanın kendi varlığının esas olduğu kısa tarihsel dönemler özlemle anılır oluyor hepimiz için. Göç olgusunun çoğu zaman altında yatan, doğduğun, çocukluğunu yaşadığın anılar biriktirdiğin topraklarda yaşamayacak duruma getirilme gerçekliği yatıyor. Devletler arasında çıkan çıkar çatışmaları halklar arası düşmanlığı da artırarak, telafisi kuşaklar boyu sürecek yıkıcı savaşlara yol açıyor.
Bu gün yaşadığı toprakları terk ederek bu topraklarda yaşamak zorunda kalan bir çok halk Yunan, Yugoslav, Bulgar, Kürt, Suriyeli, Afganlı ve diğer halklardan milyonlarca insan insanlık dışı koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. Daha iyi koşullarda yaşayacağını düşündüğü ülkelere kaçak yollardan gitmek için insan tacirlerinin ağına düşerek denizleri aşmaya çalışırken, batan botlarda trajik biçimde boğularak can veriyor.
“Ülke” sınırları içinde ise günlerdir uygulanan sokağa çıkma yasaklarıyla, Kürtlerin yaşadığı kentler, köyler, mahalleler tanklarla, toplarla ağır silahlarla bombalanıyor. Çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden insanlar öldürülüyor.
Devletin uyguladığı şiddet yüzünden bu gün milyonlarca  insan yaşam alanlarını terk ederek, bilinmez trajik yaşamlara yol alıyor.
Geçmişten bu güne kadar,

“Zorunlu göç, yalnızca mezra, köy ve kasabaların yakılıp yıkılması yoluyla değil, köy ve kentlerde yaşayan Kürt ve Süryani ya da Alevilerin, sistematik terör uygulamalarıyla yaşama ortamlarını terk etmek zorunda bırakılması yoluyla da yaşandı. Zorunlu göçün yaklaşık 3 milyon kişiyi etkilediği sanılıyor. Bunların önemli bir kısmı, yaşama ortamlarını terk ettiklerinde çalışma, beslenme ve barınma olanaklarından tamamen yoksun kalan köylüler oldu. Onlar yalnızca aç ve yoksul düşmediler; aynı zamanda görünmez oldular: yalnızca devletin dışına değil, insanlığın dışına da sürüldüler.”                                                                                                       

Birikim / Bülent Peker | (Sayı: 134-135 - Haziran - Temmuz 2000)

İnsanlar başkalarının acısına sessiz kaldıkça insanlığın içine sürüklendiği karanlık insan dışı, düzen giderek yayılıyor tüm dünyayı sarıyor insanlığımızı çürütüyor.


İNSANLIĞIN KURUTULUŞU 
TOPYEKUN VİCDANIMIZI HAREKETE GEÇİRMEKTEN                                
 GEÇİYOR!

4 Ocak 2016 Pazartesi

ETKİNLİK AFİŞLERİ

2015-2016  ETKİNLİK AFİŞLERİ














SEZON AÇILIŞIMIZI "SAMED BEHRENGİ" İLE YAPTIK