Taylan KARA / ABC KRİTİK
taylankara111@gmail.com
Kültür ve sanatta bize “en iyi” diye
sunulanlar esasında sadece menüdeki tercihlerle sınırlıdır. U.Eco
“Türkiye’de siyasal iktidar kimdir?”sorusunun yanıtı
basittir. Bu ülkede siyasal gücü elinde
tutan bir parti, yöneticileri atayan bir hükumet, bir başbakan, birçok bakan ve
cumhurbaşkanı vardır. Valileri, yüksek
yargıyı, devletin çeşitli kademelerindeki binlerce yöneticiyi atayan bir aygıt,
bu aygıtın kolluk gücü, ideolojisi ve dünyaya baktığı pencere vardır. “Siyasal
iktidar” dendiğinde çok kabaca akla bunlar gelir.
Peki Türkiye’de edebiyat alanında bir iktidar var mıdır?
Tartışmasız vardır. Edebiyatta kimler ya da hangi anlayış iktidardadır? Bir
ülkenin edebiyatını hangi kişi, mekanizma veya kurumlar belirler? Yayın evleri,
gazetelerin kültür-sanat sayfaları, kitap ekleri, edebiyat dergileri, edebiyat
ödülleri, eleştirmenler, öne çıkarılan yazarlar, en çok satan kitaplar… Listeyi
uzatmak mümkündür. Bu organları kimler elinde tutmaktaysa, bu organları kimler
kontrol ediyorsa, bu mecralarda kimin anlayışı hakimse edebiyatta iktidar
olanlar da onlardır. Konuyu daha da somutlaştıralım.
Gazetelerin kültür sanat sayfalarında hangi tip kitaplar
tanıtılır? Kitap eklerinde hangi anlayıştaki kitaplar ve yazarlar tanıtılır ve
okura önerilir? Edebiyat ödüllerinin jürileri kimlerdir ve bu ödüller kimlere
hangi mekanizmalarla verilir? Türkiye’de en büyük yayınevleri hangileridir? Bu
soruları yanıtladığımızda “edebiyatta kim iktidardır?” sorusunu yanıtlamış
oluruz.
Edebiyat iktidarının “bakanlar kurulu”
Örneğin Türkiye’de verilen edebiyat ödüllerinin seçici kurul
üyeleri hep bir grup insandan oluşmaktadır. 2013 yılında verilen 23 edebiyat
ödülünde üçten fazla jüri üyeliği yapmış isimler şunlardır:
Doğan Hızlan: 16 kez, Hilmi Yavuz: 5 kez, Cevat Çapan: 4 kez,
Egemen Berköz: 4 kez, Metin Celâl: 4 kez, Refik Durbaş: 4 kez (1).
2013 yılında üç kez seçici kurulda yer alan 10 kişi daha vardır.
Siz yukarıdaki listeyi “Edebiyattaki iktidarın bakanlar kurulu “ olarak da
okuyabilirsiniz.
Edebiyat dünyasında öne çıkarılan ve ödül verilerek okura
sunulan kitapları bu isimler belirlemektedir.
Muhalefeti ele geçirmiş iktidar
Türkiye’de siyaseten kendini, soldan sağa siyasal yelpazenin
çeşitli yerlerinde tanımlayan birçok yayın organı vardır. Sosyal demokrat ya da
liberal, merkez sağ ya da sosyalist, muhafazakâr ya da komünist… Her gazete,
dergi ya da kurumun siyasal olarak kendini tanımladığı bir yer, bir duruşu
vardır. Siyasal olarak Cumhuriyet Gazetesi ile Hürriyet Gazetesi, Milliyet
Gazetesi ile Birgün Gazetesi, Türk Tabipleri Birliği ile devlete bağlı bir
kurum olan Kültür Bakanlığı birbirlerinden farklıdır. Oysa bu sayılan gazete ve
kurumların verdiği ödüllerin tamamında aynı kişi bulunmaktadır.
Birgün Gazetesi’nin 2009 yılında düzenlediği Reha Mağden Öykü
Ödülü’nün jüri başkanı Doğan Hızlan’dır (2). Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği
Haldun Taner Öykü Ödülü’nün jüri başkanı Doğan Hızlan’dır (3). Cumhuriyet
Gazetesi’nin düzenlediği Yunus Nadi Şiir Ödülü’nün jürisinde Doğan Hızlan
bulunmaktadır (4). Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Hürriyet Gazetesi tarafından
düzenlenen Çetin Emeç Gazetecilik Ödülü’nün jürisinde ve Türkiye Gazeteciler
Cemiyeti’nin düzenlediği Sedat Simavi Ödülü’nün edebiyat alanındaki jürisinde
Doğan Hızlan vardır (5,6). Türk Tabipleri Birliği (TTB) Behçet Aysan Şiir Ödülü
jürisinde (7), TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı Danışma Kurulu’nda da Doğan Hızlan
vardır (8).
Kültür Bakanlığı’nın Edebiyat Teşviki adı altında dağıtılması
için verdiği 463 bin TL’nin dağıtım kurulu’nda da Doğan Hızlan olduğu
yazılmaktadır (9,10).
Muhalif olarak bilinen Birgün Gazetesi’nin, Cumhuriyet
Gazetesi’nin, TTB’nin düzenlediği edebiyat ödüllerinde de, Kültür Bakanlığı
teşvik jürisi ya da Hürriyet Gazetesi’nin düzenlediği ödülde de aynı kişi
vardır. Bu nasıl olabilir? İktidardaki bir bakan, hem AKP, hem CHP, hem MHP,
hem de HDP’nin yöneticisi olsaydı bunu nasıl karşılardınız? Birbirinden bunca
farklı siyasal görüşleri olan kurumların, kültür konusunda birbirlerinden
farklı görüşleri olması gerekmez mi? Gerekmiyor, çünkü siyaseten ayrı yerlerde
olsalar dahi kültür-sanat anlayışları ve edebiyata bakışları birbirlerinden
farklı değildir.
Siyasal torpiller kötü, edebiyat torpilleri iyi!
Bir bakan, kendi oğlunu, kardeşini ya da akrabasını liyakat
gözetmeksizin bir makama getirdiğinde haklı olarak karşı çıkılmaktadır. Bunu
saptamak ve karşı çıkmak için alt düzeyde bir kavrayış ve bir parça ahlak
yeterlidir. Peki edebiyattaki benzer uygulamalara karşı tutumumuz nedir?
Örneğin 2003 yılı Behçet Necatigil Şiir Ödülü, babasının jüri üyesi olduğu bir
kurul tarafından oğluna verilmiştir (11). 2009 yılı Melih Cevdet Anday Şiir
Ödülü, abisinin jüri üyesi olduğu bir kurul tarafından kardeşine verilmiştir
(12). Bizzat kendisinin seçtiği seçiciler kurulunun ödül verdiği kişiler
vardır. Hatta jüri başkanı olduğu seçiciler kurulundan ödül alan, yani kendi
kendine ödül veren jüri bile vardır (13). Bu örnekler, normal, meşru ya da
açıklanabilir uygulamalar mıdır? Peki siyasal iktidarın bu yaptıkları ile
edebiyat iktidarının bu yaptıkları arasında ne fark vardır? Bunlar torpil değil
midir?
Edebiyat iktidarının yolsuzlukları
Havaalanı yapan bir şirket, havaalanı ihalelerinin çoğunu
aldığında, haklı olarak bu ihalelerde yolsuzluk yapıldığını düşünürüz. Ortada
birçok şirket varken çoğu ihalenin belli bir şirkete gitmesi, makul düşünen hiç
kimseye normal gelemez. Hele bu şirket siyasal iktidara yakın bir şirket ise
şüphelerimiz büsbütün artar. Geçmişte olan birçok olay da bu şüphelerimizi
haklı çıkarmıştır. Peki edebiyat alanında benzeri olaylara karşı tutumumuz
nedir?
Örneğin Türkiye’nin en saygın birkaç edebiyat ödülü’nden birisi
olarak bilinen Yunus Nadi Ödülü, 2002’den 2015’e kadar 2 yıl hariç diğer bütün
yıllarda Can Yayınları’ndan çıkan kitaplara verilmiştir (14).
2014 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü seçiciler kurulunda yer alan
beş üyenin dördü (biri editörü olmak üzere) Can Yayınları’nın yazarıdır.
Havaalanı ihalesini yapan kurulda, ihaleyi alan şirketin yöneticileri
olsaydı ne düşünürdünüz? Eurovizyon şarkı yarışmasını 14 yılda 12 kez İsveç
alsaydı ve seçici kurul İsveçlilerden oluşsaydı bunu normal karşılar
mıydınız? Edebiyattaki bu durum,
verdiğim bu örneklerden farklı mıdır?
Seçmene kömür, edebiyatçıya “teşvik”
Siyasal iktidar bir kilo makarna, bir çuval kömür dağıtırken
bile insanları siyasal görüşlerine göre, kendisinden taraf olup olmadığına göre
ayırmaktadır. Bu, haklı olarak karşı çıktığımız bir durumdur.
Peki Kültür Bakanlığı’nın “edebiyat teşviki” adı altında edebiyatçılara
dağıttığı 463 bin TL nasıl bu kadar doğal görülebilir? Makarna ve kömürle
“seçmen kafalamaya” karşı olup da 463 bin TL ile “yazar kafalama”yı desteklemek
nasıl bir ruh halidir? Yandaş seçmenlere dağıtılan kömür ve makarna ne kadar
“sosyal yardım” ise bakanlığın 50 kişiye verdiği para da o kadar “edebiyat
teşviki”dir. 1 kilo makarna dağıtılırken bile siyasal görüşüne göre insanları
ayıran bir sistem 463 bin TL’yi dağıtırken adil mi olacaktır?
Kitap ekleri ve penguenler
Aynı tornadan çıkmış, birbirlerine penguenler gibi benzeyen
onlarca kitap eki, gazetelerin kültür sayfaları birer çeşitlilik göstergesi
midir? Acaba onlarca kitap eki, kültür sayfası, yüzlerce kitap tanıtım yazısı
hangi yazarları tanıtır? Hangilerini görür, hangilerini hiç ama hiç görmez?
Türkiye’de edebiyat iktidarının “star yazarları” vardır. Bu star
yazarlar birer puttur. Bu yayın organlarında edebiyat iktidarının star
yazarları hakkında bir tek olumsuz eleştiri bulamazsınız. Roman diye çıkarılmış
kitaplarda karakter, olay örgüsü, kurgu yoktur. Kitabın karakteri yazarın
kuklasıdır. Hangi ölçütle ele alırsanız alın beşinci sınıf bir metindir ama
edebiyat iktidarının kitap eklerinde“başyapıt” diye övülür.
Bu yazarlar hem sistemin bütün nimetlerinden faydalanır ve
iktidarla son derece iç içedirler; hem de en küçük bir mağduriyetlerini bile
muhalif olmanın bir sonucuymuş gibi pazarlarlar. Devletten teşvik alan,
kitapları bakanlıkça çevrilen, kitapları daha çıkmadan boy boy reklamları
çıkan, hemen her kitap ekinin kapağında sırıtmayı başarabilenler de onlardır;
en muhalif kendileriymiş gibi rol kesenler de onlardır. “Patlıcan mideme
dokunuyor” diye konuşsa, “et yemeyi bıraktım” diye beyanat verse gazetelere
manşet olanlar da onlardır; bu kadar yazarın öldürüldüğü, işkenceden
geçirildiği, hapse atıldığı bir ülkede bir icra nedeniyle mahkemeye düşseler bu
mahkemeden dolayı “düşünce ödülleri”alanlar da onlardır.
Okura hangi kitaplar tanıtılır?
Çoğu okur, okuyacağı kitapları seçerken gazetelerin kültür sanat
sayfalarına veya kitap eklerine bakar. Bazı okurlar kitapçılara gidip gözlerine
çarpan kitapları alır. Kitap eklerinde, kültür sanat sayfalarında tanıtılan ve
övülen, kitapçılarda vitrinlere konup gözlere sokulan kitaplar hep aynı tip
kitaplardır. Bu bakımdan kitap eklerinin çoğu birbirlerine o kadar benzer ki, A
kitap ekinin kapağını B kitap ekininkiyle değiştirseniz, çoğu okur bu
değişikliği fark edemez. Kitapçılarda bir kitabın hangi rafta olacağı, hangi
kitapların haftalarca vitrinlerde gözlere sokulacağı baştan bellidir. Edebiyat
piyasasındaki bu ortamda “okur seçimi” gibi bir laf açıkça palavradır. Ortada
okurların büyük bir kısmı için bir “seçim” değil zorbaca bir “dayatma” vardır.
Birisi okurların kafasına silah dayayıp “şu kitabı okuyacaksınız” diye zorbalık
yapsaydı, şu an edebiyat iktidarının okur üzerindeki korkunç zorbalığın yüzde
birine bile ulaşamazdı.
Bu bir penguenleştirme sürecidir. Okura dayatılan edebiyat tek
tip edebiyattır. Edebiyatın iktidarı topluma aynı tip romanları ve aynı tip
edebiyat anlayışını pompalamaktadır.
Edebiyat iktidarının “milli iradesi” ve edebiyat “demokrasi”si
Görmeme, görmenin içindedir; görmeme, görmenin bir başka
biçimidir.
L.Althusser
Zaman zaman hepimizin aklına gelmiştir: bunca yolsuzluk, bunca
hırsızlık, kanunsuzluk, torpil, rüşvet apaçık gözler önünde olduğu halde,
insanların çoğu bunları bile bile nasıl hala siyasal iktidarı destekler? Bunca
pislik karşısında seçmenlerin sessizliğine ya da hala bunların faillerini
desteklemelerine isyan ederiz. Acaba bunca insan niçin bunları gördüğü halde hala
destekler? Çünkü bu kişilerin bir kısmının siyasal iktidardan küçük ya da büyük
çıkarı vardır: yardım almaktadır, ihaleler kapmaktadır, makam elde etmektedir,
arsa kapatmaktadır vs.
Peki edebiyat dünyasında olan bundan farklı mıdır? Yukarıda
andığımız ödül oligarşisini, akraba kayırmacalarını, liyakatsizliği,
torpilleri, yozlaşmış ilişkileri okurlar ve yazarlar bilmez mi? Elbette azımsanmayacak sayıda okur ve birçok
yazar bunların hepsini bilir. Hepsi göz önünde olmuştur ve olmaktadır; çoğunu
artık gizlemeye gerek duymamaktadırlar. O halde bu okur ve yazarlar, siyasal
yolsuzluklara ve hırsızlıklara duyarlılık gösterdikleri halde, edebiyattaki
benzer yolsuzluklara niçin tepki göstermezler? Edebiyat iktidarının devasa
yolsuzluklarına karşı bu korkunç sessizliğin nedeni nedir? Çünkü birçok kişi
edebiyat iktidarının“besin zinciri”ne belli ölçeklerdeki çıkarlarla bağlıdır.
Birçok yazar, okur, reklamcı, yayıncı, eleştirmen, küçük küçük çıkarlarla
edebiyat iktidarının piramidine bağlanmıştır. Edebiyat iktidarının varlığından
beslenen, edebiyat iktidarı ile arasını bozmak istemeyen azımsanmayacak kadar
çok insan vardır. Ya bir yayınevinden kitabı ya da edebiyat iktidarının aparatı
bir dergide yazısı çıkacaktır, ya bir ödül almıştır ya da bir ödül beklentisi
içindedir. Yeni kitabı, edebiyat iktidarının bir dergisinde tanıtılacaktır. Bir
küçük şiiri bir dergide yayımlanacak diye o derginin editörünün apaçık
sahtekârlığını görmezden gelen, bir ödül alma olasılığı var diye o ödüldeki
apaçık torpili görmezden gelen şair, yazar ve okurlar, edebiyat iktidarının
dayandığı “milli irade”dir. Böylesine mikroskopik çıkarlarla gevşek ya da sıkı
bir şekilde bu piramide bağlananlar, sırtlarında bu kokuşmuş edebiyat
iktidarını yükseltirler. Edebiyat iktidarı, bir oligarşi olduğu kadar bu
yönüyle bir “demokrasidir de; sahtekârlık çok demokratik bir şekilde tabana
yayılmıştır!
Diktatörlük nedir?
Bir diktatör ne yapar da diktatör olarak adlandırılır? Edebiyat
dünyasında diktatörlük nasıl olur? Karşı
çıktığınız ve bazılarımızın diktatörlükle suçladığı siyasal iktidarın başındaki
kişi siyasetçi değil de edebiyatçı olsaydı edebiyatta neler yapardı?
Kendi edebiyat anlayışına uygun dar bir kadro kurarak edebiyatı
bu kadroyla yönlendirirdi. Edebiyat ödüllerini kontrol altına alır, kendisi
verirdi. Edebiyat yayıncılığını tekeline alır, istediği kitapları öne
çıkarırdı. Kitap eklerinde kendi anlayışında olanların yazmasına izin verir,
diğerlerini sansür ederdi. Kendi edebiyat anlayışını herkese dayatırdı. Kendi
yandaşlarına para ve payeler dağıtırdı. Liyakat ve yetenek dikkate alınmaz,
kişisel ilişkiler öne çıkardı.
Yukarıda verilen örneklerden yola çıkacak olursak, şu anki
edebiyat iktidarı, bundan farklı mı davranmaktadır?
Sonuç
Şu an edebiyat iktidarı, beş on kişinin kontrolü altındadır.
Edebiyat ödülleri, beş on kişinin mutlak kontrolü altında verilmektedir. Ödül
verilirken liyakat ve eser değil, kişisel ilişkiler, akrabalıklar ve bir yığın
lobi faaliyetleri dikkate alınmaktadır. Babası oğluna, abisi kardeşine ödül
vermektedir. Hatta jüri başkanı olduğu seçiciler kurulundan ödül alan, yani
kendi kendine ödül veren jüri bile vardır.
Kitap eklerinde ve kültür sayfalarında sadece belli bir grup yazara yer
verilmektedir.
Türkiye’de siyasal olarak kendini muhalif olarak tanımlayanların
çoğu, kültür sanat alanında edebiyat iktidarının anlayışını savunmakta ve
yeniden üretmektedir. Türkiye’de edebiyat iktidarını üreten bizzat kendini
“siyasal muhalefet” olarak tanımlayan organlardır. Türkiye’de topluma tek tip edebiyat
pompalanmaktadır.
Başta sorduğumuz soruyu tekrar soralım: edebiyatta bir iktidar
var mıdır? Evet. Kitap ekleriyle, kültür sanat sayfalarıyla, ödülleriyle,
eleştirmenleriyle, star yazarlarıyla devasa bir edebiyat iktidarı vardır.
Edebiyattaki bu iktidara, edebiyat iktidarının diktatörlüğüne ve
onun aygıtlarına karşı çıkmayan kişinin, muhalif olmaktan söz etmesi gülünçtür.
“Diktatörlüğe karşıyım” mı demiştiniz?
Bakın işte tam orada…
--------------------------
Dipnotlar:
1. http://www.insanbu.com/a_haber.php?nosu=1487
2.
http://www.odatv.com/n.php?n=birgun-gazetesi-neden-ozur-diledi-0906091200
3.http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/67055/2014_Haldun_Taner_
Oyku_Odulu_sahibini_buldu__Berna_Durmaz.html
4.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/84553/69._Yunus_Nadi_Odulleri_nin_kazanalari_belli_oldu.html
5. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kultur-sanat/200105/Cetin_Emec_Gazetecilik_Odulleri.html
6. http://www.tgc.org.tr/sedatsimavi/ilan.pdf
7. http://www.ttb.org.tr/b_aysan_odul/kurul.htm
8. http://insanbu.com/a_haber.php?nosu=1672 (Milliyet Gazetesi,
25.10.2006)
9.http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/102389/Kultur_Bakanligi_ndan_50_yazara_destek.html
10.
http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/2014/08/06/kultur-bakanligindan-50-yazara-destek
11.http://www.sanathaber.net/haber.asp?HaberID=1143&KategoriAdi=Kultur-Edebiyat
12.http://www.ntv.com.tr/turkiye/anday-odulu-nihat-behramin,4OUEZmo9R0e64eksllSWdg
13. http://www.insanbu.com/a_haber.php?nosu=1672
14.
http://haber.sol.org.tr/blog/yayincilik-kulisi/taylan-kara/yunus-nadi-odullerini-neden-hep-can-yayinlari-alir-116864