Blog Arşivi

29 Nisan 2016 Cuma

HÜZÜNLÜ KADINLAR' IN YIKTIĞI DUVARLAR




HÜZÜNLÜ KADINLAR' IN YIKTIĞI DUVARLAR   

 İbrahim YURTSEVER          30.04.2016                                                                                                                 

Ayşe AKALTUN’un “Hüzünlü Kadınları Seviniz” kitabındaki öyküleri okurken; kendimde, bunca zaman fark edemediğim, içime sızan, yerleşen ve davranışlarımın doğal bir parçası olarak vücut bulan, erkek egemen ideolojinin inceltilmiş biçimlerini acı duyarak fark ediyorum.
Doğuştan başlayarak, öğretilmiş erkekliğimden sıyrılıp, her öyküde o kadınlara sımsıkı sarılıyorum.
Acıları bana da bulaşsın, insan yanımda açılmış yaralarım biraz olsun iyileşsin diye.
Kitaptaki trajik hikâyelerin, sıradan, sessiz kahramanlarının yaşadığı, insanı ruhunu acıtan, sahici ve samimi bir dille aktarılması öykülerin etkisini daha da güçlü kılıyor.

Okuduğumuz her öykü, insan kalabilmek için, hüzünlü kadınları sevmenin yeterli olmayacağı, bu hüznün yerini, umudun, sevincin alacağı bir dünyayı yaratma çabasının, onun eşit dilini ve davranışını kurmanın, hepimiz için ne kadar önemli olduğunu görmemize katkı sağlıyor.
Derine işleyen öykülerin, kirlenmişliğimize ayna tutan, hepimizi bu çürüdüğümüz bataklığın farkına varamadığımızda, nasıl çekilmez bir dünyaya demir attığımızı gözler önüne seriyor.
Ayşe AKALTUN, acının uzun yıllardır bütün boyutlarıyla hüküm sürdüğü coğrafyamızda, eskileri kapanmadan yeni ve daha derin yaraların açıldığı bir zaman diliminden geçerken, sessizce kanayan yüreklerin, kendi dışına taşan, yıkıcı çığlığı olmayı başarıyor. 
Duygusal, düşünsel algımız parçalanıyor. Boğulmamak istercesine derin bir nefes almaya zorluyor, cinsiyetimizin ağır basıncından kurtulmaya çabaladığımız her an biraz da olsa özgürleştiğimizi fark ediyoruz..
“Bir cigara daha verirsen susarım, hiç konuşmam. Ya da içimden konuşurum. Ben içimden konuşabilirim. İçimden bağırabilir, içimden ağlayabilirim.”
Akalatun hep içine kanayan, kendi suskunluğunda boğulmamak için çırpınan hüzünlü kadınları, bu kadar görünür kılarak erkek egemenliğinin yüzüne bir tokat gibi çarpıyor.

Açıkça anlatılamayanın, içinde büyüyen daha ağırlaşan, bütün yaşanacak aşkları öldüren, duyguları sakatlayan, giderek çoğalan acıyı ve yaşanmışlıkları usulca akıtıyor yaşamımıza.
Acılardan damıtılan hüznün koyulaşan rengini bütün ruhumuzun tuvaline çalıyor.
Kör ve duygusuz kalabalıkların, her gün çoğalttığı bu koyu karanlıktan nasıl çıkacağımızı gösteren, uzakta bir yıldız gibi yolumuzu aydınlatıyor.

Yazar öykünün özünü, söylemek istediğini, büyük bir ustalıkla, samimi bir dille, metnin bütününe yediriyor, duygusal kavrayışımızda hiçbir boşluk bırakmadan derdini anlatıyor…
Öyküler okuru sürekli tedirgin ediyor, neyle karşılaşacağını bilemeden sarp kayalıklardan, uçurum kenarlarından her an ayağımızın kayabileceği duygusuyla yol alarak ilerletiyor. Ve bir anda okurun ayaklarını yerden kesip sonsuz uçurumlara bırakıyor.

Hiçbir yere tutunamadan, boşlukta toz zerresi gibi uçuşan damlalar halinde hızla havaya savuruyor. Bin bir türlü bahaneyle kendimizi haklı çıkarmaya çalıştığımız, ruhumuzu çürüten erilliğimizi, yüzümüze, bilincimize vuruyor. Kaçacak yer bırakmadan, bizi eril gerçeğimizin utancıyla yüzleştiriyor.
İrin bağlamış yaralarımızın, şişmiş, ağrıyan yerlerine, çığlıklarımıza aldırmadan, bizi arındırana, içimizdeki irini boşaltana kadar bastırıyor, dışarı atmaya çalışıyor.

Her öykünün bitişinde, kendimizi yaşananların bir parçası olarak duyup, payımıza düşeni yüklenip, utancımızla yol alıyoruz. İnsan dokusunu zedeleyen, hepimizi mutsuz kılan bu egemen anlayışın sonuçlarının farkına hiç istemediğimiz kadar varıyoruz.
Çaresizliğin, sıkışmışlığın içinde nefes almaya, varlıklarını duyurmaya çalışan hüzünlü kadınların, bir türlü mutluluğa varamayan çabaları, eylemleri, trajik sonları bizimde acımız oluyor.

Bir ip canbazının ruh hali var hüzünlü kadınlarda. Her zaman, ayağı kayıp düşecekmiş gibi bir hassasiyet ve dikkatle atıyorlar adımlarını. Acılar onları temkinli yapıyor. Aynı acıları yaşamak isteme-menin bir sonucu belki de.

Öykülerdeki sesleniş bir suçlu arar gibi değil, anlamaya, topyekûn mutsuzluğumuzun karanlığa gömülü nedenlerini ışığa çıkarmaya dönük bir çabayı çağrıştırıyor.
Kendimizle yüzleşmeyi, iktidarın ezici doğasından beslenen karanlıkta, çoğalan ve çürüyen yanlarımızı fark etmemizi kolaylaştırmaya yarayan, dostça bir dokunuş gibi omuzlarımıza okşuyor.
İnsan okumaya başlayınca elinden bırakamıyor, her bırakmak zorunda kalış bir an önce okuma isteğiyle kavga edip duruyor bütün öyküler boyunca. Ve biten her öyküde bu güne kadarki algımızı kökten sorgulayacağımız bir sarsıntı yaşatıyor.


Ruhuma belleğime çok şey taşınıyor hüzünlü kadınlardan. Tanıdığımı düşündüğüm kadınları, aslında yeterince tanımadığımı, üzüntüyle, daha çok da acı duyarak fark ediyorum.
Ağır bir pişmanlık duygusu çöküyor içime. Kadınları çok daha büyük dikkatle anlamaya, kurduğum ilişkilerde sabırlı bir emeği büyütmeye çalışmam gerektiğini fark ediyorum.
Öyküler yalan yanlış kurulu benliğimde bir yıkıma yol açıyor.

Kendime de iyi gelen bu algıyı kıyısından keşfetmiş olmanın sevinci de bulaşıyor dilime, yüreğime.
Ve hüzünlü kadınları bundan böyle daha çok seveceğimi biliyorum.
Anlatılanlar hepimize çok yakın ve çok uzak.

O kadar yakından tanıyoruz ki hepimiz, acısını hüzne dönüştürmüş kadınları, susturulmuş çocukları.  Bu acılar karşısında sessiz kalarak o kadar da uzağız ki, onlara.
Hüznüne sahip çıkan kadınlar, bütün duyarsızlığımızı aşarak kalbimize dokunuyor.
Hüzün duygusunun kadınla bu kadar ayrılmaz bir bütün oluşturması mutluluğumuzu gölgeliyor.

Bedenlerimizin yakın olması, ruhlarımızı yakın kılmıyor.

Kadınların, kuşatılmış sevinçleri eğer hayata karışmazsa, karanlığımız, mutsuzluğumuz daha çok büyüyecek, sevgiye yer kalmayacak dünyamızda.
Hüzünlü Kadınları Seviniz, okuduğunuzda sizi önce sarsıntıya uğratacak, düşündürecek, kendimizle yüzleştirecek, derin bir nefes aldıracak, ince bir duyarlılığın, yoğun bir duygu özümsenmesinin kitabı.

Onlar hepimizin hayatın içinde fark edilmeyi bekleyen öyküleri.
Var mısınız, kendinizle yüzleşmeye.
Erilliğinizden arınmaya, eşit yepyeni bir kimliği inşa etmenin ilk adımını atmaya.

26.04.2016

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder