Blog Arşivi

6 Nisan 2016 Çarşamba



YAĞMUR BAZEN ACI VERİR                                                    23.09.2015  gece yarısı

Apartmanın kapısını çantamdaki anahtarla açıyorum. Yorgun ayaklarımın sürüklediği ağırlaşan adımlarımla zorla çıkıyorum üçüncü katın merdivenlerini. Beynimde bir sürü düşünce, görüntü, söylenmiş sözcükler uçuşuyor. Olduğum yerde değilim.

Basmane metrosunun merdivenlerinden aşağıya inerken benliğim bir kuş gibi havalanıp uçuyor. Sadece hüzün kalıyor yüreğimde, beynimin iş gören tüm alanlarında. Eli kolu bağlı bir çaresizliğin zincirlerini kıracak araçlar düşünüyorum.

Birkaç saat önce o harap olmuş Rum evinin bahçesinde bu akşam buluştuğumuz yeni dostlarla hep birlikte otururken içimden geçen bu akşamlık işe yaramış olmanın yarattığı mutlu olma hali uzun sürmüyor. Sokağın karanlığında caminin arka bahçesinde çoluk çocuk kıvrılıp yatanları görünce birden soğuyor içimin sıcaklığı. Birkaç saatliğine burada olmak onlar için az da olsa bir şeyler yapmak beni rahatlatmıyor.  Ben evime gidip onlarla kıyaslanamayacak bir konfor içinde hayata devam edeceğim. Ne tuvalet, ne duş, ne gıda, ne yatacak yer sorunum var. Yağmur yağsa da ıslanmam nasılsa. Düşündükçe içimi ağır bir suçluluk duygusu kaplıyor.
Bütün bedenimin kimyası değişim geçiriyor, evet kimyamı bozan bir akşam bu. Zaten acı hiç eksik olmadı bu güne kadar yaşamımdan. Kendi bireysel acım değil, insanlığın bitmeyen acıları bu coğrafyada mutlu koymuyor adamı. 

Ürkek gülüşlerim hep yarım kaldı. Öfke hep tetikte. Acıdan başka yazacak bir şey yok artık dünyada. İnsanlık mutlu olamaz, ancak kendini kandırabilir. Çağın büyük travması… Ve insanlığın zehirli susuşu.
Gerçeğe körlüğü, sağırlığı, aldırmazlığı asıl katlanılmaz olan. Sadece bir avuç insan mı kaldık gerçeğe kulak tıkamayan acını çığlığına koşan. Her yanı tıklım tıklım yeryüzünde insan olmanın gereklerini yüklenmek sadece bizim omuzlarımızda mı olacak. Yükün giderek artan ağırlığı ve hep daha az olmak.

Bu değil hiç değil. İnsanım diyerek buna göz yuman, görmezden gelenlerin zavallılığı beni kahreden. Aç ve çaresiz insanların varlığının incitmediği, rahatsız etmediği insan.

Aklımdan hızla geçen görüntülerle yüzüm kaskatı kesiliyor. Gözlerimin derinlerine kadar inen o çaresiz bakışlar, keskin bir bıçak gibi saplanıyor kalbime. Onlar orada sabahlayacak ve ıslanacaklar, üşüyecekler bu gece. Ayakları çıplak, üstleri incecik her yaştan çocuklar.

Efendilerin çizdiği o karanlık kaderin kurbanı olan, o her şeyden habersiz, sevimli güzelim çocuklar, aç karınlarıyla yağmurlu bir sabahın ürperten serinliğine uyanacaklar.

Parkın beton yüzeyine serili, ince, eski bir kilimin üzerinde beş altı yaşlarında bir kız çocuğu uyuyordu onlara yiyecek götürdüğümüzde. 
Dikkatle baktım, farklı yaşlarda üç kardeşi de annelerinin yakınında küçük kilimin üzerinde ayakta duruyorlardı. Arkadaşların ellerindeki çocuklar için getirilen çikolata ve meyve sularını görünce hareketlendiler. Bütün çocuklar toplandı ağabeylerinin ablalarının başına o an sevinç ve hüzün birbirine karıştı. Onların utangaç gülen yüzleri, gözlerinde beliren ışıltı kararan insanlığımızı aydınlattı biraz olsun.

Yiyecekler dağıtılırken yaşlı bir kadın herkesin içinde ağlamaya başladı. Arapça bir şeyler söyleniyor gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Hastaları olduğunu anlatmaya çalışıyordu Arapça bilen arkadaşa.  Arabalarıyla gelen arkadaşlar,araçların alacağı acil hastaları alarak hastaneye götürdüler.

Parkın her yanında köklerinden koparılmış, giderek yeşili solan ağaçlar gibi insan yığınları, kümeler halinde bekliyorlardı. Sadece parkta değil bütün ara sokaklarda serili kilimlerin, kartonların üzerinde yüzlerce aile hala bekliyor.
Düşüncemi zorlayan o kadar çok görüntü var ki, incecik sınırlı alanı olan kilimlerin üzerinde onlarca insan kıpırdamadan ne kadar durabilir.

Yağmur başladı ve saatlerdir yağıyor. Kilimlerin üzerinde bekleşenler, battaniyelerle yapılmış derme çatma çadırların içinde kalanlar orayı terk etmiştir artık.

Sokaklarda açıkta yatan onca insan nereye sığınacak sabahı nasıl edecek bilmiyoruz. Kahredici olsa da onları düşünmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Az önce yemek dağıttığımız o insanlar bebekleriyle yağmurdan korunmaya çalışıyordur şimdi. 
Onca insan nereye sığınır cümlesi beynimde kilitleniyor. 
Hayat acıları eşit dağıtmıyor. 
Evde yağmurun her zaman romantik gelen sesi sadece acı veriyor şimdi bana. 
Tanık  olduğum acıların payıma düştüğü kadar suçlusuyum artık. İnsanlığım azalıyor sizinkiyle birlikte.
Yoksullaşıyor, kuruyor ruhlarımız. Savaş ulaştığı her yeri karanlığa gömüyor. Sadece körler fark edemiyor karanlığı.
Acı daha çok büyüyecek gibi görünüyor. 

Göç yollarında ölümü göze alarak, dalgalı denizlerin ölülerini kustuğu karanlığını geride bırakarak aşanlar, şimdi çıktıkları kıyılardan, umutlarını hançerleyip hapsedilecekleri hayatlarına doğru yola çıkarılıyorlar "Avrupa'nın güvenli gelecek" hayallerine, parayla satın alınmış huzura doğru.

Daha çok geceler uyku tutmayacak bir çoğumuzu, yorulacağız düşünmekten. Çoğalacak, sokaklarımızda yalvaran bakışlarıyla kendilerini hayatta tutmaya çalışan, avuç açan, dilenen mülteciler.

Dünyanın Borsaları, Bankaları, Silah tüccarları, Kan emicileri
böyle uzatacak ömrünü, böyle nefes alacak. 
Milyonlarca insanın yaşamını harcayarak..

                                                                                                             

                                                                                                                              İ.YURTSEVER

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder