Blog Arşivi

6 Temmuz 2016 Çarşamba

KARADENİZ SAKLA BENİ



 Meryem GÜLBUDAK’ın
"KARADENİZ SAKLA BENİ"
 Öykü Kitabı üzerine

“Ezilen direnen direnmeyen tüm kadınlara.” 
İthaf edilen kitap yazarın kadın kimliğiyle bütünleşen bir dille kaleme alınmış. Yazarın kadın kimliğinin, kadınların iç dünyasına bakışımızı derinleştiren bu dünyanın aktarılmasında oldukça önemli bir işlevi yerine getirdiğini söylemeliyiz. Öykülerde direnen, direnmeyen, kabullenmiş kadınlar var. Ama hepsi yürüttükleri yaşam kavgasında sevgi ve umut dolu.
                                                                                                                 
Karadeniz’de geçen öyküler daha çok kadınların ezilen emekçi kimliğiyle yaşadığı sıkıntıları konu ediniyor. Öykülerde toplumsal sorunların çeşitli katmanlarında yaşanan çaresizlikler, erkek egemenliğinin hayatın bütün alanlarında duyumsanan baskıcı yanı, sistemin yaşamın bütün alanlarına dönük saldırılarına yönelik kendiliğinden ve örgütlü tutumlar sergileniyor.
Tarihsel ve güncel olanın kaynaştığı dinamik bir zaman diliminde geçen öyküler hepimize çok tanıdık aslında. Karadeniz insanının bakışını, kültürel, coğrafi, iklimsel özelliklerini, konuyla bütünleşmiş motifler olarak öykülerin içinde okura aktarıyor.
Yaşadığımız coğrafyanın farklı kültürel özelliklerini öykülerde duyumsuyoruz.
Karadeniz’in çok uzun bir tarihten gelen, farklı medeniyetlerin, dinlerin ve dillerin zenginliğini taşıdığını biliyoruz. Ancak bu zenginliğin zaman içinde ırkçı, tekçi anlayışlar tarafından tahrip edilerek, yok sayıldığını, hayata yansımadığını bu farklı renkleri barındıran coğrafyanın (Rum, Laz, Ermeni, Hemşin, Gürcü ve diğer halkların) az duyulan sesinin edebiyatla bu güne taşınmasının çok önemli bir katkı olduğunu söylemeliyiz.
Öykülerde konu edilen her ne kadar Karadeniz insanıymış gibi görünse de aslında sistemin her yerde aynı saldırılarla bütün insanlığı hedef aldığını görüyoruz.
HES’lerin yapımında, Maden arama adı altında doğanın talan edilmesinde, bizden önce ki insanlık tarihe ait değerlerin tahribatında, işsizlikte, göçlerde, dili, inancı farklı olsa da mağdur edilen insan aynı.
Ezilenin dili, inancı, yaşadığı coğrafya, saldırılar karşısında onu ayrıcalıklı kılmıyor. Talan ve sömürü her yerde aynı vahşilikte uygulanıyor.

Öyküler, insanın iç dünyasında ortaya çıkan farklı tepkileri, hayat karşısındaki duruşlarını, insan doğasının çeşitliliği ve renkliliğini anlatıyor.
Öykülerin tümünden çıkardığım sonuç; insan bütün acılarda eşitlenen aynı insan. Kadın, İşçi, İşsiz, Kürt, Alevi, Göçe zorlanan insan ve hepimizin yaşadığı doğal çevre, kapitalizmin saldırılarında ayrımsız eşitleniyor. Ve insanın ayakta kalmak için tek seçeneği direnmek.
Öykülerimiz, hayatın açığa çıkardığı acılarımız, sevinçlerimiz, umudumuzdur.
Selam olsun insandan, umuttan, aydınlıktan yana öykülere,
bu öyküleri yaratanlara!

Bu sıcak samimi öykülerin yolu açık olsun diyorum!

                                                                                    06.07.2016                  
                                                                                                       İbrahim YURTSEVER

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder